Gündem

Binaların güvenliği: Hangi işaretlere dikkat etmek gerekiyor?

Maltepe’deki bina çökmesi, yapı güvenliğinin günlük kullanımda da önemini ortaya koydu. Prof. Dr. İbrahim Serkan Mısır, göçme riskine karşı izlenmesi gereken belirtileri ve uzman incelemesinin önemini anlattı.

8 görüntülenme
Binaların güvenliği: Hangi işaretlere dikkat etmek gerekiyor?
Maltepe’de yaşanan bina çökmesi, yapı güvenliğinin yalnızca deprem sırasında değil, normal kullanım koşullarında da ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Alt katlar çökerken üst katların bütünlüğünü koruması olayın dikkat çeken yönlerinden biri oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Yapı ve Deprem Mühendisliği alanında çalışan Prof. Dr. İbrahim Serkan Mısır, binalarda göçmeye yol açabilecek riskleri ve dikkat edilmesi gereken işaretleri TRT Haber’e anlattı.



Bir yapının çökmeden önce mutlaka çatlak, eğilme ya da duvarlardan gelen ses gibi belirtiler göstereceği düşünülse de bu her zaman geçerli olmayabiliyor. Bazı binalarda gözle fark edilebilir bir hasar ortaya çıkmadan ani göçme yaşanabiliyor. Prof. Dr. Mısır’a göre sünek davranış gösteren yapılarda çökme öncesinde daha büyük şekil değiştirmeler ve hasarlar oluşması beklenebilir; ancak bunların dışarıdan mutlaka görüleceği söylenemez. Gevrek davranışa yatkın taşıyıcı sistemlerde ise belirgin bir uyarı olmadan, çok kısa sürede göçme gerçekleşebilir.



Her çatlak tehlike anlamına gelmiyor. Bununla birlikte sonradan ortaya çıkan ve zamanla büyüyen çatlaklar, kolonlardaki değişiklikler ve alışılmadık sesler dikkatle değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor. Kolon ve kirişlerde belirgin çatlaklar oluşması, betonun ezilmesi ya da beton örtüsünün dökülmesi, donatıların açığa çıkıp paslanması önemli uyarılar olabilir. Döşemelerde olağan dışı sehimler, binada eğilme ve farklı oturmalar da göz ardı edilmemeli. Özellikle taşıyıcı elemanlardan gelen alışılmadık kırılma veya çatırdama sesleri ile kolonlarda görülen belirgin şekil değişiklikleri ciddiye alınmalı.



Bina güvenliğini etkileyen unsurlardan biri de sonradan kat eklenmesi. Dört katlı olarak tasarlanmış bir yapıya üç kat daha çıkılması, yalnızca yapının yüksekliğini değiştirmiyor; alt katlardaki kolonların ve temellerin taşıması gereken yükü de artırıyor. Yeni katlarla binanın toplam ağırlığı artarken, mevcut alt kat kolonlarına ve temellere aktarılan düşey yükler de önemli ölçüde yükseliyor. Bu nedenle kat ilaveleri, mühendislik hesapları yapılmadan güvenli kabul edilemez. Dört katlı bir bina için boyutlandırılan kolonların yedi katlı bir yapının yüklerini güvenle taşıyacağı varsayılamaz; bunun mühendislik hesaplarıyla doğrulanması gerekir.



Taşıma kapasitesini etkileyebilecek başka bir konu, zemin katlardaki iş yerlerinde yapılan değişiklikler ve kolonlara müdahale edilmesi. Kolonların kesilmesi, kesitlerinin küçültülmesi veya içlerindeki donatıların zarar görmesi yapının taşıma kapasitesini doğrudan azaltabilir. Özellikle iş yeri olarak kullanılan zemin katlarda daha geniş alan elde etmek için yapılan bilinçsiz müdahaleler ciddi tehlike oluşturabilir.



Su ve neme uzun süre maruz kalmak da yapı güvenliğini zaman içinde etkileyebilir. Betonun içindeki çelik donatılar korozyona uğradığında kesit kaybı meydana gelebilir. Korozyon ürünlerinin hacminin artması beton örtüsünde çatlaklara ve dökülmelere yol açabilir. Bu nedenle bodrum katlarda görülen paslanma ve beton dökülmeleri, değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında bulunuyor.



Maltepe’de alt katlar çökerken üst katların bütünlüğünü koruması da uzmanların değerlendirdiği bir diğer nokta oldu. Prof. Dr. Mısır, üst katlardaki taşıyıcı sistemin bütünlüğünü bir ölçüde koruyup blok halinde aşağı doğru hareket edebileceğini, alttaki enkazın ya da ayakta kalan diğer taşıyıcı elemanların üzerinde destek bulabileceğini belirtiyor. Ancak üst katların ayakta kalması, bu bölümlerin güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Hasarlı taşıyıcı sistemde yüklerin yeniden dağılımı sırasında ilk çöküşün ardından ikinci bir göçme riski bulunabiliyor.



Türkiye’deki yapı stokuna ilişkin araştırmalar, özellikle 2000 yılı öncesinde inşa edilen betonarme binaların önemli bir bölümünün güncel deprem güvenliği beklentilerini karşılamayabileceğine işaret ediyor. Bu yapılarda düşük beton dayanımı, yetersiz donatı detayları, uygun olmayan taşıyıcı sistem düzenleri ve süneklik eksiklikleriyle sık karşılaşılabiliyor. Yine de binanın yalnızca yapım yılına bakılarak güvenli ya da güvensiz olduğuna karar verilemez. Prof. Dr. Mısır, 2000 öncesinde yapılan her binanın güvensiz olduğunu söylemenin doğru olmadığını, ancak bu yapıların güvenlik açısından öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.



Dışarıdan sağlam görünen veya yıllardır kullanılan bir binanın güvenli olup olmadığı ancak uzman incelemesiyle belirlenebilir. Türkiye’de 6306 sayılı Kanun kapsamında yetkili ve lisanslı kuruluşlara başvurularak riskli yapı tespiti yaptırılabiliyor. Prof. Dr. Mısır; belirgin çatlak ya da hasar bulunan, bodrum ve zemin katları uzun süre suya ve neme maruz kalan, kolonlarında paslanmış donatılar görülen veya beton örtüsünde dökülme meydana gelen binalarda zaman kaybetmeden uzman incelemesine başvurulmasını öneriyor. Ani gelişen ciddi hasar veya göçme tehlikesi işaretleri varsa bina derhal boşaltılmalı ve yetkili kurumlara haber verilmelidir.



Kaynak: Haber Merkezi
Haberi paylaş Facebook X WhatsApp
Okur görüşleri

Yorumlar (0)

Yorumunu yaz

Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!