Gündem

Gülay Kazancıoğlu | Daha neler: Yetişkinlere büyülü bir mola

14. Canlandıranlar Uluslararası Film Festivali, 19–25 Ekim’de İstanbul’da düzenlenecek. Festivalin başkanı Berat İlk, bağımsız animasyonun geçmişini, bu yılki programı ve Türkiye’deki canlandırma çalışmalarını anlattı.

3 görüntülenme
Gülay Kazancıoğlu | Daha neler: Yetişkinlere büyülü bir mola
Gündemin baskılı ve karamsar atmosferinden uzaklaşıp başka dünyalara açılmak isteyenler için 14. Canlandıranlar Uluslararası Film Festivali, 19–25 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da izleyiciyle buluşacak. Çocuklukta çizgi filmlerle girilen hayal dünyasını yetişkinlikte yeniden keşfetme imkânı sunan festival, bu yıl “Daha Neler!” temasıyla Türkiye’den ve dünyadan animasyon filmlerini bir araya getiriyor. Gösterimlerin yanı sıra özel seçkiler, ustalık sınıfları, sunumlar, söyleşiler ve atölyeler de programda yer alıyor. Festivalin mimarı ve 2013’ten bu yana başkanı olan Berat İlk, Türkiye’de canlandırma sanatının geçmişinden bağımsız üretime, arşiv çalışmalarından bu yılki etkinliklere kadar pek çok başlığı değerlendirdi.

Türkiye’de bağımsız animasyona katkıda bulunan kurumsal yapı ve festivallerin sayısının sınırlı olduğunu belirten İlk, Canlandıranlar Derneği’nin bu alandaki yapılardan biri olduğunu söyledi. “Animasyon”un Türkçesinin “canlandırma” olduğunu hatırlatan İlk, “Canlandıranlar” adının da bu işi yapan herkesin emeğini kapsaması için seçildiğini anlattı. Ona göre animasyon yalnızca çizenlerin ya da belirli bir tekniği kullananların işi değil; yazan, çizen, çeken, boyayan, seslendiren, müzik yapan ve filmleri satan kişilerin birlikte çalıştığı büyük bir ekip işi. Eskişehir Çizgi Film ve Animasyon Bölümü’nün ilk mezunlarından olan ve bu alanlarda ders veren İlk’in profesyonel uzmanlık alanı Stop Motion. 2008’de Bilgi Üniversitesi öğrencileri için kısa bağımsız canlandırma filmi atölyeleri düzenlediklerini, bu çalışmalarda tekniği sınırlamadıklarını; çizim, beyaz tahta üzerinde yapılan ve “chalkboard” ya da “whiteboard” olarak anılan animasyonlar ile Stop Motion filmler ürettiklerini aktardı. Bu atölyelerde ortaya çıkan Nazım Ulusoy imzalı “Yırtık”, Ankara Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazandı. İlk, ödülün kendisini motive ettiğini söyledi.

İlk, Bilgi Üniversitesi’nde 2006’da Stop Motion dersi açtığını ve bildiği kadarıyla üniversitelerde bu dersi kendisinden önce açan olmadığını belirtti. Daha eski Stop Motion örnekleri arasında, Vedat Ar’ın Mimar Sinan’ın Tatbiki ve Uygulamalı Güzel Sanatlar Okulu olduğu dönemde yaptırdığı kendi stüdyosunda hazırlanan reklam filmlerini anan İlk, bu bilgileri Turgut Çeviker’in araştırmalarından edindiklerini kaydetti. 2010 Avrupa Kültür Başkenti döneminde yazdığı “Canlandıranlar Yetenek Kampı” projesinin kabul edilmesiyle film üretimine başladıklarını söyleyen İlk, bunun o dönemde yapılan tek animasyon projesi olduğunu ifade etti. Ürettikleri filmlere gösterim yeri bulamamak ve yeterince görünür olamamak gibi sorunları aşmak amacıyla 2011’de Canlandıranlar Derneği’ni kurduğunu belirten İlk, derneğin kuruluşundan bu yana kâr amacı gütmeden ve gönüllülük esasına göre çalıştığını; kendisi dâhil ekipteki herkesin gönüllü olduğunu vurguladı. 2012’de Uluslararası Animasyoncular Derneği’nin Türkiye şubesi ASIFA Türkiye’yi kurduğunu, 2013’te de festivali başlattıklarını anlattı. Soğuk Savaş döneminde, internetin olmadığı ve filmlerin analog olduğu yıllarda kurulan ASIFA’nın amacı 35 mm ve 16 mm filmlerin dolaşımını sağlamak ve filmlere uluslararası gösterim olanağı bulmaktı. İlk’in aktardığına göre kuruluş bugün 70’ten fazla ülkede binlerce üyeye sahip; Annecy, Ottawa ve Zagreb gibi köklü animasyon festivallerinin ortağı olarak faaliyetini sürdürüyor. İlk, bildiği en eski festival olarak nitelediği Annecy’nin 60 yıllık olduğunu söyledi. Canlandıranlar’dan önce Efe Efeoğlu’nun düzenlediği İstanbul Animasyon Festivali’nin bulunduğunu, maddi imkânsızlıklar nedeniyle festivalin devam edemediğini de hatırlattı. O dönemde ana akım festivallerde animasyonun kısa, deneysel ve belgesel gibi türlerle aynı başlık altında değerlendirildiğini belirtti.

Bu yıl festival yönetmenliğini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Evrim Kavcar üstlendi. Pek çok ülkeden film başvurusu aldıklarını söyleyen İlk, özellikle Türkiye’den filmlere yer açmaya ve bunların seyirciyle buluşmasını sağlamaya çalıştıklarını kaydetti. İlk’in verdiği bilgilere göre programda 14 seçki, 90 kısa film ve 5 uzun metraj film bulunuyor. Filmlerin 66’sı uluslararası, 10’u ulusal, 6’sı ise yarışma dışı olarak belirtiliyor. İlk, programın başka bir bölümünde 90’dan fazla kısa film bulunduğunu da ifade etti. Toplam 90 film içindeki onur konuğu Thomas Renoldner’e ait iki seçkiden “İlham Kürü”, Renoldner’in etkilendiği filmleri; diğer seçki ise kendi filmlerini bir araya getiriyor. Festivalin odağında insan bulunduğunu söyleyen İlk, her yıl bir onur konuğu ağırladıklarını belirtti. 2013’teki ilk konuğun Nelson Shin olduğunu hatırlatan İlk, Shin’in Star Wars’taki ışın kılıcının yaratıcısı ve Pembe Panter animatörü olarak kariyerine başladığını, daha sonra Amerika, Çin ve Kore’de stüdyoları bulunan AKOM animasyon şirketinin CEO’su olduğunu aktardı. Shin’in festivale filmleriyle geldiğini; filmlerinin ve onu etkileyen yapımların birlikte izlendiğini, yeni yeteneklerle buluştuğunu ve projeler üzerine konuşulduğunu anlattı. Festival geçmişinde Michel Ocelot, Lea Zagury ve Sayoko Kinoshita gibi dünyanın farklı bölgelerinden, hemen hemen her kıtadan konukların yer aldığını belirten İlk, etkinliğin 2013’ten beri kesintisiz sürdüğünü söyledi. Canlandıranlar’ı farklı kılan yönün Yetenek Kampı’ndan gelen üretim geleneği olduğunu vurgulayan İlk, filmlerin festivali doğurduğunu ve bu yaklaşımı sürdürdüklerini ifade etti. Yetenek Kampı bu yıl 16. kez düzenleniyor.

Festival, 19–25 Ekim’de Fransız Kültür Merkezi, İBB Beyoğlu Sineması, İBB Sinema Ofisi ve İMC gibi mekânlarda gerçekleşecek. Programın internet sitesinde filmlerin künyeleri, seçkiler ve etkinliklere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Gösterimlerin yanı sıra ustalık sınıfları, söyleşiler, atölyeler ve sektöre yönelik “Yönetmenler Çemberi” de bir haftalık programın parçası. Thomas Renoldner, “Sanatçı Olarak Yaşamım” başlıklı ustalık sınıfında kendi yolculuğunu filmleri üzerinden anlatacak. Myoung Baek ise “Animasyona Başlamak” başlıklı bir sunum yapacak. Uzun metraj filmlerden “Blaze” Türkiye’de ilk kez gösterilecek; filmin senaristi Clemens Lebatteux festivale katılarak senaryo üzerine bir söyleşiye katılacak. Saygı Kuşağı’nda Yılmaz Büyükerşen’in “Maarif” filmi gösterilecek. Gösterimin ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Doçent Doktor Mehmet Şiray’ın katılımıyla, Başak Ürkmez’in moderatörlüğünde film üzerine konuşulacak. Uzun metraj seçkisinde Marjane Satrapi’nin “Persepolis”i, “Gezegenler”, Murakami’nin öykülerinden yola çıkan “Kör Söğüt Uyuyan Kadın” ve GUPI’nin sunduğu “Demir Çocuk” (“Iron Boy”) da bulunuyor. İlk, Satrapi’nin aramızdan ayrılmasının kendilerini üzdüğünü ve onu festivale davet etmek istediklerini ancak bunun gerçekleşmediğini; filminin “Persepolis” ile festivalde yer alacağını söyledi. “Gezegenler” filminin izlenmesini de tavsiye etti. Animasyona başlamak isteyenlere yönelik atölyeler herkese açık olacak. Katılımcıların kayıt formu doldurması gerekiyor; kapasite sınırı nedeniyle kayıt sayısı artırılamıyor. “Sinemanın Hafızasına Yolculuk” başlıklı Restorasyon Kuşağı’nda Tonguç Yaşar’ın “Amentü Gemisi” filmini Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi restore ediyor. Başak Ürkmez’in arşivde düzenleyeceği sinemanın hafızasına yolculuk turu için de kayıt alınacak.

İlk, arşiv çalışmalarının festivalin önemli yanlarından biri olduğunu ve Saygı Kuşağı’nı en önemli bölümler arasında gördüğünü söyledi. Nâzım Hikmet’in senaryosunu yazdığı, Rus yapım şirketi Soyuzmultfilm tarafından yapılan ödüllü “Hanene Huzur Dolsun” ve “Sevdalı Bulut” filmlerinin kendisi için de önemli olduğunu belirtti. 2013’te Melih Güneş’in Yapı Kredi Yayınları’ndan filmleri ve kitabı yayımlamasıyla Nâzım Hikmet’in senaryo yazdığını öğrendiğini ve buna şaşırdığını anlatan İlk, ardından filmlere ulaştıklarını söyledi. Güneş’in filmleri getirip nasıl bulduğunu anlattığı bir söyleşiye katıldığını, aynı zamanda söz konusu serginin küratörlüğünü yaptığını ve sergiyi çok beğendiğini ekledi. Söyleşiyi yapan kişi de İzmir’deki Nâzım Hikmet sergisinde bu filmleri ilk kez gördüğünü ve Canlandıranlar Film Festivali’nde gösterildiklerini öğrendiğini aktardı. Türk animasyonlarında senaryo ve hikâyenin zayıf kaldığını düşündüklerini söyleyen İlk, özellikle Yetenek Kampı’nda bu alanların gelişmesine odaklandıklarını; ses, müzik ve yapım konularında da filmleri güçlendirmeye çalıştıklarını kaydetti. Tonguç Yaşar’ın “Amentü Gemisi” bu yıl restorasyon programında yer alıyor. Geçen yıl Saygı Kuşağı’nda Cemal Erez’in “65 KV” filmini restore ettiklerini belirten İlk, Erez’i hocası, arkadaşı ve ilham aldığı bir animasyon sanatçısı olarak andı. Bağımsız animasyon filmleri yapan Erez’in Gramsci’nin mektuplarını çevirdiğini ve yeni bir sergiye hazırlandığını, ancak sergiyi tamamlayamadan hayatını kaybettiğini söyledi.

Derneğin gönüllülükle çalıştığını ve bütçesinin olmadığını belirten İlk, arşivlerin tamamına erişim sağlamalarının mümkün olmadığını, arşivlerin tamamının kendisinde kayıtlı olduğunu ve çoğunun pelikülde bulunması nedeniyle bunları dijitale aktardığını anlattı. Eskişehir’deki hocalarından Tahsin Özgür’ün 35 mm’lik “Kebaba Luba” filmini de dijitale aktardıklarını söyledi. Animasyona ilgi duyanların bazı filmlere festivalde ulaşabildiğini belirten İlk, filmlerin YouTube veya Google’da aranarak bulunabileceği düşünülse de arşivin henüz bu erişim aşamasına gelmediğini ifade etti. Kendi animasyon yolculuğuna 16 mm kamerayla başladığını söyleyen İlk, dijitale aktarılmayan ve çevrimiçi mecralara yüklenmeyen filmlerin bulunmasının kolay olmadığını vurguladı. İlk, Türkiye’de özgün görsel ve anlatım diline sahip animasyonlardan söz edilebileceğini, bunun özellikle kısa filmler üzerinden görülebileceğini belirtti. Uluslararası ölçekte tanınan bir film ya da karakter oluşturma girişimlerinin geçmişine de değinen İlk, Nasreddin Hoca, Gülderen Sultan ve Keloğlan karakterleri üzerinden yıllarca çalışma yapıldığını, 1950’lerde bu karakterlerden bir “sepet” oluşturulmaya çalışıldığını; Turgut Çeviker’in “Türk Canlandırma Tarihi” belgeselinde görüldüğü kadarıyla bazı filmlerin hikâyelerinin tamamlanamadığını ve filmlerin banyoda kaybolması gibi kesintiler yaşandığını anlattı. Bu durumun moral bozucu olduğunu söyledi. Yakın dönemde uzun metraj animasyon projeleri ortaya çıksa da bazı yapımların vizyon ya da yayın imkânını kaçırdığını belirten İlk’e göre 1970’lerden beri üretilen kısa bağımsız filmler uluslararası başarı yakalayan örnekler arasında. Ancak bu yapımlar çoğunlukla festivallerde gösterildikten sonra yeterince arşivlenemediği, yeniden gösterilemediği ve izleyiciye ulaşamadığı için kayboluyor. İlk, Turgut Çeviker’in belgeselinde gördüğü Meray Ülgen’in kibritlerle yaptığı Stop Motion filmi “Bir Gün”ü örnek verdi. Film, 1970’te Robert Kolej Hisar Kısa Film Yarışması’nda birincilik kazanmış, 2022’de Canlandıranlar’ın Saygı Kuşağı’nda gösterilene kadar yeniden izleyici karşısına çıkmamıştı. Almanya’da yaşayan Ülgen’i bulup festivale davet ettiklerini, filmin dijitale aktarıldığını, perdede gösterildiğini ve sanatçıyla yapılan sohbetin kayıt altına alındığını anlattı. 1988 yapımı “Maarif” filmini ise Eskişehir Çizgi Film Bölümü’nden 1996’da mezun olmasına rağmen yakın zamanda bulduğunu söyledi. Filmin yapımcısı Yılmaz Büyükerşen ve yönetmeni Kazım Sezgin’le video röportaj yaptıklarını; festivalde filmle birlikte bu röportajdan kesitlerin gösterileceğini ve Mehmet Şiray’ın katılımıyla söyleşi düzenleneceğini belirtti. İlk, bu tür eserlerin gösterilip daha fazla izleyiciye ulaştırılması gerektiğini ifade etti.

Festivalin izleyici ilgisinin beklenenden düşük olmasının nedenleri sorulduğunda İlk, başta Türkiye’deki ekonomi ve gündem olmak üzere pek çok etken bulunduğunu söyledi. Gündemden uzaklaşmak, nefes almak ve farklı dünyalara yolculuk etmek isteyenler için programda her teknikten, türden ve ülkeden, kısa ve uzun, farklı yaşlara hitap eden filmler bulunduğunu belirterek izleyicileri festivale davet etti. İlk gösterimlerin 2010’da Bilgi Üniversitesi sinemalarında başladığını anlatan İlk, üniversiteye içki yasağı geldikten sonra Beyoğlu’nda gösterim yapmayı düşündüklerini söyledi. Beyoğlu’na geçmelerinin ardından terör saldırıları nedeniyle gösterimleri kesmek zorunda kaldıklarını, daha sonra Fransız Kültür Merkezi ve bir süre kapalı kaldıktan sonra yeniden açılan İBB Beyoğlu Sineması’nda devam ettiklerini aktardı. Festivalin pandemi döneminde de ara vermediğini vurguladı. Fransız Kültür Merkezi’nin başından beri destek verdiğini ve önemli salonlarını açtığını, ancak mekânların çalışma saatlerinin sınır oluşturduğunu belirtti. Çalışanların ve öğrencilerin de katılabilmesi için gece gösterimleri yapmak istediklerini, fakat Fransız Kültür Merkezi’ndeki sinema salonunun ve İBB Beyoğlu Sineması’nın 22.00’de kapandığını, bu nedenle gece yarısına film koyamadıklarını söyledi. Türkiye’den filmlere daha fazla tekrar gösterimi yapmak istediklerini ancak iki mekânda filmleri en fazla ikişer kez gösterebildiklerini kaydetti. Geçmişte özellikle Kadıköy’deki Müze Gazhane’de de gösterimler yaptıklarını, belediyelerin imkânlarının kısıtlanması nedeniyle bu gösterimleri artık gerçekleştiremediklerini ifade etti. Çizgi filmin yalnızca çocuklara yönelik olduğu algısına katılmayan İlk, festivalin esas olarak yetişkinlere hitap ettiğini, yine de herkesi beklediklerini söyledi. Çocukları sevdikleri için geçen yıl Beyoğlu Sineması’nda Gazze seçkisi gösterdiklerini ve sözsüz filmler bulduklarını aktardı. GUPI desteğiyle bu yıl başlayacak “GUPI Sunar” kuşağını bundan sonraki yıllarda da sürdüreceklerini; çocuklara yönelik uzun metraj “Iron Boy” gösterimine çocukları ve ailelerini davet ettiklerini belirtti.

İlk, animasyon sektöründe dayanışma eksikliği bulunduğu görüşüne katıldığını söyledi. 1990’da başlayan öğrencilik hayatının ardından İFR Anima’da çalıştığını, daha sonra Anima’nın kurucu ortaklarından olduğunu ve bir süre reklam sektöründe çalıştıktan sonra ayrıldığını anlattı. 1990’dan beri gözlemlediği sorunlardan birinin insanların bir araya gelememesi olduğunu belirten İlk, eğitim sisteminde ekip hâlinde çalışma formasyonunun yeterince bulunmadığını söyledi. Ona göre Canlandıranlar, Türkiye’de bu alanda insanların buluştuğu tek platform; burada herkes işi sevdiği için gönüllü çalışıyor, gençlere bilgi ve birikim aktarıyor ve sürecin devamlılığı için onların önünü açmaya uğraşıyor. Festivalin eskiden NTV ya da CNN gibi kanalların sanat programlarında duyurulabildiğini, bugün tanıtımın sosyal medya ve YouTube üzerinden yapıldığını belirten İlk, yetenekli gönüllülerin yoğun çabasına rağmen duyuru güçlerinin sınırlı kaldığını ifade etti. Türkiye’de 1990’lardan itibaren animasyon sektörünün başlıca alanının reklam olduğunu, bu durumun değişerek oyun sektörünün öne çıktığını söyledi. Animasyonun teknolojik yönü ve kullanılan teknolojinin hızlı gelişmesiyle sektörün öne çıkan alanlarının da değiştiğini kaydetti.

Bu yıl 16. kez düzenlenen Yetenek Kampı’na başvuru sayısının her sene değiştiğini belirten İlk, duyuruların web sitesi ile Instagram, LinkedIn ve TikTok hesaplarından yapıldığını, başvuruların çevrimiçi alındığını anlattı. Üç kişilik seçici kurulun başvuruları değerlendirdiğini; adayların sinopsis, storyboard, özgeçmiş ve projenin tamamlanmış hâlini gösteren bir görsel gönderdiğini, kurulun bunlar arasından altı proje seçtiğini söyledi. Kamp kapsamında şimdiye kadar 30’dan fazla kısa bağımsız canlandırma filmi üretildi. Avrupa Kültür Başkenti döneminde temanın İstanbul olduğunu belirten İlk, o dönemde üretilen filmlerin hâlâ gösterildiğini ve yurt içinde ve dışında çok sayıda ödül aldığını, almaya devam ettiğini kaydetti. Geçen yılın kamp filmlerinden Doğa Kılcıoğlu’nun “Kirpik”inin de çok sayıda ödül kazandığını söyleyen İlk, yanılmıyorsa filmin bu yıl Oscar’a başvuracağını ifade etti. Yetenek Kampı’nda projelere senaryo gelişimi, proje ve karakter tasarımı, ses tasarımı, müzik, festival yolculuğu ve stratejisi, bütçe ile yapım koşulları gibi konularda destek verilmeye çalışılıyor. İlk, film tamamlandıktan sonra yapımcıları bu kez bir festival maratonunun beklediğini söyledi. FilmFreeway gibi platformlarla yapımları çok sayıda festivale göndermenin kolaylaştığını; eskiden kaset ya da film göndermenin maliyetli ve zaman alıcı olduğunu, başvuru sürecinin ise kısalıp hızlandığını anlattı. Festival seçerken şartnamelerin dikkatle incelenmesi gerektiğini vurgulayan İlk, bazı festivallerin filmin önce kendi etkinliklerinde gösterilmesini şart koştuğunu, bu koşullara uyulmamasının başka festivallere başvuru olanağını veya ödül şansını etkileyebileceğini belirtti. Bunun dışındaki sonuçların çoğunlukla o yılki jüriye ya da festivalin kararına bağlı olduğunu söyledi. 14. Canlandıranlar Uluslararası Film Festivali’nin ana jürisinde Avusturyalı sanatçı Thomas Renoldner, Güney Kore’den Myoung Baek ve Türkiye’den Sinem Vardarlı yer alıyor. Jürinin dernek üyeleriyle dernek dışından isimlerden oluşturulduğunu belirten İlk, Yetenek Kampı’nda üretilen filmlerin de yarışmaya başvurabilmesini amaçladıklarını; bu filmlerin katılabileceği ulusal festival sayısının çok fazla olmadığını kaydetti.

İlk, öğrencilik yıllarındaki çalışmalarından söz ederken 1993’te rahmetli arkadaşı Deniz Mutlu’yla Çizgi Film Günleri düzenlediklerini anlattı. Çizgi Filmciler Derneği’nde yer alan Tan Oral’ı çok önemli ve kıymetli bir isim olarak anan İlk, “25. Kare” dergisinde Türkiye’nin ilk diplomalı animatörleri Tahsin Özgür, Cemal Erez ve Meral Erez’i gördükten sonra onları bulmaya çalıştığını, Tan Oral’ın bu süreçte kendisine yardımcı olduğunu söyledi. Bu isimleri okula davet ederek Çizgi Film Günleri yaptıklarını; kısa bağımsız filmler izleyip yönetmenlerle söyleşiler düzenlediklerini ve bu deneyimin ufkunu açtığını belirtti. Festivalin pop-up ödüllerinin tasarımını Nermin’in yaptığını aktaran İlk, para ödülleri bulunmadığını, ödülün yanında maddi destek sağlayabilmek için sponsor arayışında olduklarını söyledi. Geçen yıl ödüllerin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü birinci sınıf öğrencileriyle kesilerek hazırlandığını; Ferhat Akbaba’nın yıllarca ödüllerin hazırlanmasına destek verdiğini ve öğrencilerin bu yıl da çalışmayı sürdürdüğünü anlattı. Tasarımın öğrenciler tarafından kesilerek oluşturulduğunu, ödüle onu hazırlayan öğrencinin adının yazıldığı bir etiket eklendiğini belirterek emek ve ekip çalışmasına verdikleri önemin altını çizdi. Üniversitelerdeki çizgi film ve animasyon bölümlerinin altyapısı ile mezunların iş olanakları üzerine yöneltilen soruya yanıt verirken İlk, geçmişte kendilerinin de öğrenciyken çok heyecanlı olduklarını, bugün birinci sınıfta okuyanların da aynı heyecanı taşıdığını söyledi.

Kaynak: Haber Merkezi
Haberi paylaş Facebook X WhatsApp
Okur görüşleri

Yorumlar (0)

Yorumunu yaz

Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!