Gündem

Türkiye’nin AB ile jeopolitik uyumu: Yüzdelerin ötesinde tartışma

Barçın Yinanç, Türkiye’nin AB’nin ortak dış ve güvenlik politikasına uyumunun yüzde 4’e gerilemesinde kullanılan ölçütlerin sahadaki tabloyu yansıtmadığını savundu. Uyumun, gümrük birliğinin güncellenmesi ve “Made in Europe” gibi ekonomik başlıklarda da etkili olabileceğine dikkat çekti.

2 görüntülenme
Türkiye’nin AB ile jeopolitik uyumu: Yüzdelerin ötesinde tartışma
Barçın Yinanç’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin (AB) Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’na (ODGP) uyumunu ele aldığı değerlendirmesinde, Türkiye’nin jeopolitik uyum oranının yüzde 4 seviyesine indiği belirtildi. Yinanç, bu oranın hangi ölçütlere göre hesaplandığını sorgulayarak, iki göstergeden oluşan değerlendirmenin Türkiye’nin sahadaki etkisini tek başına yansıtmadığını savundu. 12 Ekim 2026 saat 11.08’de güncellenen yazıda, jeopolitik uyumun gümrük birliğinin güncellenmesi ve “Made in Europe” girişimi gibi Türkiye-AB ilişkilerinin ekonomik boyutunu ilgilendiren konularda yeni bir ölçüt hâline gelebileceği de vurgulandı.

Yinanç, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’dan yazıdan önceki hafta bir mesaj aldığını aktardı. Yılın ilk yarısında bir grup gazeteciyle Amor’la Ankara’da katıldığı akşam yemeğinde, aday ülkelerin AB’nin ortak dış ve güvenlik politikalarına yaklaşımını ölçen yönteme ilişkin görüşlerini dile getirmişti. Sánchez’in bu değerlendirmelerden hareketle mevcut metodolojiyi tartışmaya açacak bir çalışma yapılmasını önerdiğini belirten Yinanç, raportörün kendisine “Bu çalışmanın temelinde siz varsınız” diyerek 56 sayfalık akademik çalışmayı ilettiğini kaydetti.

Yazıda ele alınan tabloda aday ülkelerin AB’nin ODGP’ye uyum oranları gösteriliyor. Bu oranlar, ülkelerin AB Yüksek Temsilcisi adına yapılan açıklamalara ve AB Konseyi’nin yaptırım kararlarına ne ölçüde uyum sağladıkları dikkate alınarak hesaplanıyor. Örneğin AB, Myanmar hakkında bir açıklama yayımladığında aday ülkelere bu açıklamaya katılıp katılmadıklarını soruyor. Yinanç’ın aktardığına göre Türkiye’nin üyelik müzakerelerini yürüttüğü 2000’li yıllarda yüzde 80’lerde bulunan uyum oranı, sonraki yıllarda yüzde 10’un altına geriledi; yazının yayımlandığı dönemde ise yüzde 5’in de altındaydı. Yinanç, Avrupalı çevreler bu düşük oranları gündeme getirdiğinde değerlendirmeye güçlü biçimde itiraz ettiğini, çünkü iki kritere dayalı kâğıt üzerindeki ölçümün sahadaki gelişmelerle örtüşmediğini ifade etti.

Yinanç, Türkiye’nin dış politika hamlelerini AB’ye uyum sağlamak amacıyla değil kendi çıkarları doğrultusunda attığını kabul etmekle birlikte, bu adımların bazılarının AB’nin dış politika ve güvenliğine katkısının herhangi bir aday ülkeninkinden, hatta küçük ya da orta siklet bir AB üyesininkinden fazla olduğunu ileri sürdü. Makedonya örneğini veren yazar, bu ülkenin AB açıklamalarının tamamına katılıp katılmamasının ilgili politika bakımından büyük fark yaratmayacağını belirtti. Göçün AB’nin siyasi geleceğini etkileyen başlıca sorunlardan biri hâline geldiğini, merkez partilerin aşırı sağ karşısında göçmenleri geri göndermenin yollarını aradığını kaydeden Yinanç; Portekiz’den İrlanda’ya, Belçika’dan Danimarka’ya kadar ülkelerin atacağı adımların Türkiye’nin Suriye’de yeni rejimi konsolide etmek ve ülkeyi istikrara kavuşturmak için attığı ya da atacağı adımlarla karşılaştırılıp karşılaştırılamayacağını sorguladı.

Libya örneğinde ise İtalya’nın desteklediği ve Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümet Doğu’daki Hafter güçleri tarafından neredeyse düşürülürken İtalya’nın elini taşın altına koymadığını yazdı. Türkiye’nin Libya’da doğru ya da yanlış davrandığına ilişkin değerlendirmeden ayrı olarak, Ankara’nın Trablus yönetimine verdiği askerî desteğin hükümetin düşmesini engellediğini ve bunun AB’nin çıkarına olduğunu savundu. Fransa’nın bir dönem desteklediği Hafter güçlerinin daha sonra Moskova’ya yönelerek Wagner güçlerini Libya’ya soktuğunu hatırlatan Yinanç, hangi aktörün AB güvenliğine ne ölçüde destek olduğu ya da zarar verdiği sorusunun bu gelişmelerle daha karmaşık hâle geldiğini belirtti.

Yazar, Türkiye’nin bazı dış politika adımlarının AB tarafından istikrar üretici değil, istikrar bozucu olarak algılanabileceğini de kabul etti. İktidarın Suriye’de muhalefete verdiği desteğin iç savaşı alevlendirdiğini ve Suriye kaynaklı göç dalgasının Angela Merkel’i Almanya’da koltuğunu kaybetme noktasına getirdiğini savunanların bulunduğunu aktardı. Trablus hükümetiyle imzalanan bazı anlaşmaların da Avrupa’da tepkiyle karşılandığını belirtti. Yinanç, Türkiye’nin dış politikada attığı her adımın AB’nin güvenliğine katkıda bulunduğunu ileri sürmediğini özellikle vurguladı; savunduğu noktanın, Ankara’nın AB’nin resmî açıklamalarına katılma oranının tek başına Türkiye’yi Avrupa’dan dışlamak için kullanılamayacağı olduğunu kaydetti.

Yinanç’a göre jeopolitik uyum tartışması, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ve Donald Trump’ın ikinci kez ABD başkanı olmasının ardından AB ülkelerinin dış politika ve güvenlik alanında ortak hareket etme ihtiyacının artmasıyla daha da önem kazandı. Bu gelişmelerin AB’nin genişleme yaklaşımını da etkilediğini belirten yazar, demokrasi, hukuk devleti ve ekonomik kriterlerden oluşan Kopenhag kriterlerinin yanına jeopolitik uyumun giderek daha güçlü biçimde eklendiğini ifade etti. Aday ülkelerden bu alandaki uyumlarını artırmalarının zaten beklendiğini; yeni olanın ise uyumun, tam üyelik öncesinde sunulabilecek ekonomik avantajlarla daha doğrudan ilişkilendirilmesi ihtimali olduğunu yazdı. Emekli Büyükelçi Selim Yenel’in değerlendirmesine de atıfta bulunan Yinanç, Avrupa Komisyonu’nun taslak önerisine göre aday ülkelere tam üyelikten önce Tek Pazara kademeli erişim sağlanmasının gündemde olduğunu, bu imkânın AB’nin ortak dış ve güvenlik politikalarıyla daha yakın uyum şartına bağlandığını aktardı. Bu yaklaşımın arka planında, AB’nin Ukrayna’ya verdiği destek nedeniyle Rusya-AB ilişkilerinin giderek gerilmesi ve taraflar arasında adı konmamış bir hibrit savaş hâli bulunduğu değerlendirmesi yer aldı.

Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana AB’nin Türkiye’ye yönelttiği en önemli eleştirinin yaptırımlara katılmaması olduğunu belirten Yinanç, Avrupalı muhataplarına Türkiye’nin tutumunun tek bir ölçütle değerlendirilemeyeceğini anlatmaya çalıştığını söyledi. Savaşın ilk günlerinde Almanya’nın Ukrayna’ya ölümcül silah göndermekte tereddüt ettiği ve ülkeye miğfer gönderdiği için alay konusu olduğu dönemde Türkiye’nin Ukrayna’ya dron gönderdiğini hatırlattı; bu desteğin savaşın ilk aşamasında kritik rol oynadığını savundu. Türkiye’nin Rusya’nın saldırısını 48 saat geçmeden savaş olarak nitelendirmesiyle Boğazları savaş gemilerine kapattığını ve bu kararın Rusya’nın Karadeniz’deki donanma gücünü ciddi biçimde zayıflattığını da belirtti. AB’nin kendi üyesi Belçika’nın Rusya’ya pırlanta satışını engellemekte zorlandığını kaydeden Yinanç, bu satışların durdurulmasının mı yoksa Türkiye’nin Boğazları savaş gemilerine kapalı tutmasının mı daha önemli olduğu sorusunu yöneltti. Türkiye’nin yaptırımlar konusunda da uzun süredir daha hassas olmaya başladığını ekledi. İktidarın dış politikasındaki pek çok adımı sıkça eleştirdiğini belirten yazar, AB’nin Türkiye’ye yaklaşımındaki sorunları da farklı ortamlarda dile getirdiğini ifade etti.

Nacho Sánchez Amor’un Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesini ikna ederek önayak olduğu çalışmanın, aday ülkelerin ODGP’ye uyumunun yalnızca bir ya da iki ölçüt üzerinden değerlendirilmesinin sakıncalarına dikkat çektiği ve yeni değerlendirme kriterleri getirdiği aktarıldı. Yinanç, çalışmanın ayrıntılarını ertesi günkü yazısında ele alacağını, AB’nin bu önerileri benimseyip benimsemeyeceğinin henüz bilinmediğini belirtti. Daha gerçekçi ölçütler kullanılsa bile Türkiye’nin AB jeopolitiğine uyum oranının çok yukarı çıkmayacağını düşündüğünü kaydetti. Artık kimsenin gerçekleşmesi imkânsız hâle gelen üyelik perspektifi için Türkiye’nin dış politikasını AB’ninkiyle uyumlandırması gerektiğini ileri sürmeyeceğini yazan Yinanç, buna karşın ekonomik ilişkilerin derinleşmesi ve geliştirilmesi bakımından jeopolitik uyumun öneminin arttığının altını çizdi. Türkiye’nin Avrupa’yla jeopolitik mesafesi açıldıkça Orta Doğu’daki istikrarsızlık girdabına çekilmesinin ülkenin çıkarlarına hizmet edip etmediğinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

1968 doğumlu Barçın Yinanç, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1990’da Ankara Bürosu’nda stajyer olarak başladı ve burada 10 yılı aşkın süre diplomasi muhabirliği yaptı. Daha sonra televizyon haberciliğine geçerek önce TV8’de, ardından Ankara Bürosu’nda çalıştı. Türkiye-ABD ve Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Kafkaslar’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada Türk dış politikasını takip etti; çok sayıda yabancı hükümet yetkilisiyle söyleşi yaptı, Birleşmiş Milletler, NATO ve AB zirvelerini ve bu kuruluşlardaki perde arkası gelişmeleri yerinden aktardı. 2004’te İstanbul’a yerleşen Yinanç, ve Referans gazetesinin ardından İngilizce yayımlanan Daily News’da çalıştı; haber koordinatörlüğü ve yorum sayfası editörlüğü dâhil çeşitli görevler üstlendi. 2010’dan başlayarak on yıl boyunca gazetenin pazartesi söyleşilerini yaptı ve bu dönemde dış politika analizleri yazmayı sürdürdü. Pek çok uluslararası düşünce kuruluşunun toplantılarına konuşmacı ve kolaylaştırıcı olarak katılan, yabancı yayın organlarına yorumlar yapan Yinanç, AtlatmaHaber adlı podcast serisini hazırlıyor. Diplomasi Muhabirleri Derneği’nin, Uluslararası Kayak Kayan Gazeteciler Derneği’nin (Ski Club of International Journalist) ve Dış Politikada Kadınlar platformunun üyesi olan Yinanç’ın son yayınının başlığı “Women, Peace and Security Agenda in Turkey and Women in Diplomacy: How to Integrate the WPS Agenda in Turkish Foreign Policy”. Türkçe başlığı “Türkiye’de Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası-Diplomaside Kadın: Türk Dış Politikası’na Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası nasıl dahil edilir” şeklinde veriliyor. Aralık 2020’den itibaren yazılarını sürdüren Yinanç, her hafta Buse Söğütlü’yle birlikte “Dış Politika ile İçli Dışlı” programını da yapıyor.

Kaynak: Haber Merkezi
Haberi paylaş Facebook X WhatsApp
Okur görüşleri

Yorumlar (0)

Yorumunu yaz

Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!