Gündem

Doğru Tedavi İçin Karaciğerdeki Tümörün Kaynağı Belirlenmeli

Karaciğerde görülen kötü huylu bir tümör, organın kendi dokusundan gelişebileceği gibi başka bir kanserin yayılmasıyla da oluşabiliyor. Prof. Dr. Burak Işık, tümörün kaynağının belirlenmesinin tedavi planını doğrudan etkilediğini vurguladı.

3 görüntülenme
Doğru Tedavi İçin Karaciğerdeki Tümörün Kaynağı Belirlenmeli
Karaciğerde tespit edilen kötü huylu bir kitlenin kaynağı her zaman karaciğer olmayabilir. Kalın bağırsak, mide, pankreas, meme ve akciğer gibi organlarda başlayan kanserler hastalığın seyri sırasında karaciğere yayılabilir. Üstelik karaciğerdeki bazı tümörler uzun süre belirgin yakınmalara yol açmadan gelişebilir.

Prof. Dr. Burak Işık, karaciğerde saptanan kitlenin nereden kaynaklandığının belirlenmesini tedavi sürecinin temel aşamalarından biri olarak nitelendirdi. Işık, kötü huylu tümör değerlendirilirken yalnızca kitlenin boyutuna ve bulunduğu yere bakılmadığını; tümörün karaciğerin kendi dokusundan mı geliştiğinin, yoksa başka bir organdan mı yayıldığının da ortaya konulması gerektiğini belirtti. Bu ayrım, izlenecek tedavi yaklaşımını doğrudan etkiliyor.

Karaciğer, kan dolaşımı ve metabolik işlevleri nedeniyle bazı kanserlerin yayılımında önemli bir hedef organ konumunda. Bu nedenle özellikle sindirim sistemi kanserleriyle karaciğer metastazları arasındaki ilişkinin dikkate alınması gerekiyor. Karaciğerdeki kötü huylu tümörler, primer ve metastatik olmak üzere iki grupta inceleniyor. Primer kanserler karaciğer hücrelerinden ya da organ içindeki safra yollarından gelişiyor; hepatosellüler karsinom ve intrahepatik kolanjiyokarsinom bu grupta yer alıyor. Metastatik tümörler ise başka bir organda başlayan kanserin karaciğere yayılmasıyla oluşuyor.

Işık, klinik uygulamada metastatik karaciğer tümörleriyle daha sık karşılaşıldığını belirtti. Özellikle kalın bağırsak kanserleri karaciğere sık metastaz yapabiliyor. Bunun nedenlerinden biri, bağırsaklardan gelen kanın portal ven sistemi üzerinden karaciğere taşınması. Kalın bağırsaktan karaciğere yayılan bir kanser ile karaciğerin kendi dokusundan gelişen kanser aynı biçimde değerlendirilemiyor; tümörlerin biyolojik özellikleri, yaygınlıkları ve uygulanabilecek tedaviler farklılık gösteriyor.

Karaciğerde saptanan her kötü huylu tümör için aynı tedavi yöntemi uygulanmıyor. Bazı hastalarda cerrahi ön planda tutulurken bazılarında sistemik tedaviler veya girişimsel yöntemler tercih edilebiliyor. Uygun hastalarda karaciğer metastazlarının ameliyatla çıkarılması da tedavinin önemli bir parçası olabiliyor. Tedavi seçeneğine karar verilirken tümörün başlangıç noktası kadar hastalığın özelliklerinin ve yaygınlığının da belirlenmesi gerekiyor.

Karaciğer tümörleri erken dönemde belirti vermeyebilir. Bazı hastalarda kitleler, başka nedenlerle yapılan görüntüleme incelemeleri sırasında fark ediliyor. Karaciğerin işlevsel kapasitesi nedeniyle kimi tümörler belirli bir büyüklüğe ulaşıncaya kadar belirgin şikâyete neden olmayabiliyor. Hastalık ilerlediğinde karın sağ üst bölümünde ağrı veya dolgunluk, iştahsızlık, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik ve bazı durumlarda sarılık görülebiliyor. Ancak bu belirtiler yalnızca karaciğer kanserine özgü değil. Işık, özellikle daha önce kanser tanısı almış kişilerin karaciğerinde yeni bir lezyon tespit edilmesi durumunda bunun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Karaciğerde görülen her kitle kötü huylu değil. Hemanjiom, fokal nodüler hiperplazi, hepatik adenom ve karaciğer kistleri, görüntüleme incelemelerinde saptanabilen iyi huylu oluşumlar arasında bulunuyor. Bu lezyonların büyük bölümü tedavi uygulanmadan izlenebiliyor. Bununla birlikte müdahale gerekip gerekmediği oluşumun türüne ve büyüklüğüne, zaman içindeki değişimine ve çevre dokular üzerindeki etkisine göre belirleniyor. Işık, bazı hepatik adenomlarda kanama veya kötü huylu dönüşüm riski nedeniyle cerrahinin gündeme gelebileceğini belirterek iyi huylu olduğu saptanan kitlelerin de özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Karaciğer tümörünün tespit edilmesi tek başına ameliyat kararı anlamına gelmiyor. Cerrahi değerlendirmede tümörün sayısı, boyutu ve yerleşiminin yanı sıra karaciğerin işlevsel kapasitesi ve hastanın genel durumu göz önünde bulunduruluyor. Uygun hastalarda cerrahinin yanı sıra ablasyon yöntemleri, girişimsel radyolojik uygulamalar ve sistemik tedaviler değerlendirilebiliyor. Işık, tedavi planının genel cerrahi, radyoloji, medikal onkoloji ve ilgili diğer uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesiyle oluşturulabileceğini ifade etti.

Tanı ve evreleme sürecinde görüntüleme bulgularının yanı sıra hastanın mevcut hastalıkları ve tıbbi geçmişi de önem taşıyor. İlk olarak kitlenin iyi ya da kötü huylu olduğunun, kötü huyluysa hangi organdan kaynaklandığının belirlenmesi gerekiyor. Aynı organda saptanan iki farklı tümör, birbirinden tamamen farklı tedavi yaklaşımları gerektirebilir. Işık, doğru tanı ve uygun evrelemenin hastaya en uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesinde temel rol oynadığını kaydetti.

Kaynak: Haber Merkezi
Haberi paylaş Facebook X WhatsApp
Okur görüşleri

Yorumlar (0)

Yorumunu yaz

Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!